YİNE DÜŞTÜK YOLLARA : BİR AVRUPA MACERASI BÖLÜM 3 İTALYA / ROMA


0

 

Tatlı kasaba, senden aldım
gururumu, yüce şiirimi
nefret ve sevginin tükenmediği gönlümü
seni yeniden görmek hoplatıyor yüreğimi.
Hep aynı sıcaklığı görüyorum sende
gülmekle ağlamak arasında bocalayan gözlerimle
o sıcaklıkta buluyorum düşlerimin izlerini
gençliğin büyüsünde yitik.
Ah sevdiğim, düşlediğim boşunaymış;
hep koştum eremeden hedefe,
yarın düşeceğim artık. Ama uzaktan
barış diyor yüreğime tepelerin
kat kat bulutları, yeşil çayırıyla
sabah yağmurlarında gülerek.

Giosuè Carducci

İtalya’da yol almak güzel bir şarkının notalarını yazmak gibi, her esten sonra daha güzel bir melodi var yollarda. Her virajın arkası başka bir hikaye. Bari’de limana indikten sonra ilk durağımız Peny market oldu. Fiyatları oldukça uygun. Eğer yola çıkarken yeterli su almadıysanız burada ikmal yapabilirsiniz yol boyunca bulduğumuz tadı en düzgün ve ekonomik su buradaydı. Orada burada yarım litre suya 1 – 2 euro vermeye başlayınca değerini daha iyi anlayacaksınız. Su ve atıştırmalık ikmalinden sonra navigasyonumuza Roma rotasını girip yola koyulduk yaklaşık 200 km otobandan gittikten sonra biraz sıkıldığımızdan birazda etrafı görmek istediğimizden ilk çıkıştan otobanı terk ederken anladık ki bir daha çok zorda kalmadığımız sürece otobana girmek yoktu. 29 € gibi faiş bir ücretle karşılaşacağımızı düşünmemiştik. Navigasyonumuzdan otobanları hariç tuttuktan sonra anladık ki gerçek İtalya şimdi başlıyor.

Çatalca ve köylerinin 10 yıl öncesinde yollarını bilenler beni daha iyi anlayacaklardır. Tarlaların arasından otobana paralel uzanan tali bir yola girdik. Mario Puzo romanlarından bir sahne yaşıyordum sanki uçsuz bucaksız tarlaların arasında gidiş dönüş uzanan sıcak tozlu bir yol içinden sadece teknolojiye güvenerek yol almak korkutucu olduğu kadar heyecan verici bir deneyimdi. Yol bizi bilmediğimiz ama ziyaret etmekten kendimiz alamadığımız Canosa kasabasına attığında ayaklarımız artık biraz yürümek istediğinden mi yoksa keşfetme dürtümüzden mi bilinmez kendimizi meydanda park etmiş dolaşırken bulduk. Yerel bir seçim öncesine denk geldiğimizi anlamamız kısa sürdü. Yan yana dükkanlardan bozma seçim bürolarındaki hareketlilik sıcaktan olacak caddelerin boşluğu ile tezat oluşturuyordu.

Gelinini bekleyen gelin arabası, dar yolları ile tarihi dokusunu kaybetmemiş bu kasaba bile bizi o kadar mutlu etti ki sanki buraya ilk ayak basan insanlar bizdik. Yola çıkma vakti geldiğinde daha coşkulu ve huzurluyduk.

Yol tarlaların arasından dağlara doğru yöneldiğinde artık İtalya anakarasının ortalarına doğru girmiştik. Bitki örtüsü daha yeşil ve daha fazla ağaç bizleri selamlıyordu. Yüksek tepelerin üstlerine kurulmuş köyler Alaca Karanlık filmindeki Vampir kasabalarını hatırlattı bize. Yol daha ne kadar eğlenceli olabilirdi ki?

Vakit öğleden sonrayı geçmişti artık, yolu yarılamış ve Roma’ya yaklaşmıştık. İstanbul’dan sonra bana göre dünyanın en güzel şehri. Sebebini bilmiyorum ama bana böyle hissettiriyor. Biraz saçma bir tarif ama bu yol sanki bizi Roma’ya arka kapıdan soktu. Biraz tırmanış ve orman içi yolculuğu bizi Roma’ya çıkardı. Tahmin edin bizi ilk kimler karşıladı. Bahse girerim bilemediniz, cevap “hayat kadınları”. Evet ormanı geçerken modern dünyanın bazı gerçeklerinin her yerde aynı olduğunu anladık. Dünya’nın en eski meslek erbaplarını hüzünlü bir tebessümle geçtik. Ardından tüm ihtişamı ile Roma bizi kucakladı.

Otelimize giriş yapıp eşyalarımızı nispeten taşıdıktan sonra. Bir gece konaklayacağımız ve daha öncede ziyaret ettiğimiz eski dostun sokaklarını ritüelmişcesine dolaştık. Önce bir tavsiye üzerine Pizza yemek üzere Recafe’ye gittik. Şimdi diyeceksiniz ki bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Neden mi, çünki ben İtalya’da pizza yemeği çok sevmem. İtalya’ya da bence yemek, şarap eşliğinde bol peynir çeşnili makarnadır. Buna rağmen Recafe’nin pizzası güzeldi. Zaten turistten çok yerel halkın rağbet ettiği yerler kanımca her zaman güzel olur. Kesinlikle görmeniz gereken yerleri özetliyorum; Piazza Del Popolo, Fontana De Trevi namı diğer Aşk Çeşmesi, Piazza Di Spagna yani İspanyol merdivenleri, Colloseum, Vatikan Şehri. Çok klasik oldu dimi? Ama klasik sıradan demek değildir. Klasik olan değerli olandır buna inanın. Akşam otelimize döndüğümüzde artık uyku her şeyden daha ağar basıyordu.

Ertesi sabah Vatikan ziyaretinden sonra ki burada bir parantez bizim gibi Pazar gittiyseniz kalabalığa ve uzunca bir sıraya kendinizi hazırlayın. Hele hele bizim gibi kapalı bir havada gittiyseniz siz siz olun şemsiyenizi yanınıza alınız efendim. Biz almadık. Bu arada şiddetle tavsiye edilir dondurma yiyiniz efendim. Birde Umut özel keyfi, dilediğiniz bir kahve ve puro eşliğinde ismini bilmediğiniz işlek bir meydandan şehri izleyin. Dondurmalar bitti, kahveler içildi, puro söndü ve yola çıkma vakti geldi. Hedef Pisa şehri… evet bir başka yazıda …

Fotoğraflarda desteği ve bitmeyen alışveriş isteği için Selinim’e teşekkür ederim…

Yol için notlar:

  1. otoban pahalı vaktiniz dar yada aceleniz yoksa tercih etmeyin.
  2. yol kenarlarında hemen hemen her benzin istasyonunda güzel kahve içebilirsiniz.
  3. hatırlatma İtalya’ya geçmeden deponuzu doldurun.
  4. bir iki benzin istasyonuna uğramadan yakıt almayın.
  5. kırsal dediğimiz motorinin bir üstü bile iyi içiniz rahat ederek alın derim. ama riske girmek size kalmış.

Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

0
Umut

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir Format Seç
Oylama
Neyin daha çok tercih edildiğini bulmak için yapılan oylamalar, anketler
Hikaye
Video, gif ve resimler eklenerek zenginleştirilebilen metin
Liste
Bildiğimiz, sevdiğimiz internet listeleri
Açık Liste
Submit your own item and vote up for the best submission
Caps
İstediğiniz resmi yükleyip üzerine yazı yazarak caps oluşturabilirsiniz
Video
Youtube, Vimeo veya Vine'dan videolar paylaş
Ses
Soundcloud ve Mixcloud'tan şarkılar paylaş
Resim
Resim yada GIF
Gif
GIF format